edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2013 Salı

Henüz Bir İsmi Yok -3 arkadaş toplanıp fantastik edebiyata girdik-

Bir gün 3 arkadaş oturuyoruz. 3ümüz de çok oyun oynayan, oyunlar üzerine günlerce konuşabilen tipleriz. 2inci cümleden tiksindiniz di mi bizden. Hakkınızdır, çok seveni yok bu geyiklerin. Herkes der ki, türkiye'de bunun primi yok. Primini yediklerim, prim için yapcak olsak başka şeyle uğraşırız di mi. Hem belki ilerde bir gün primi oluşur bu oyun işlerinin. Neyse çıkalım bu oyun mevzuundan. Bir gün 3 arkadaş oturuyoruz, dedik ki; hacı millet ne güzel oyun yapıyor, dizi yapıyor, kitap çıkarıyor, biz de bir yerlerden başlasak mı ki? O an nasıl bir andır ki bizi bir şeyler yapmaya başlamaya itti. O gazla anlamsız ve yönsüz bir çalışmaya girdik. Yani bir şeyler yapıyoruz ama ne yaptığımızı bilmiyoruz. Allah herkesi bu anlamsızlıktan korusun... Çok uzatmayayım, o günün gazıyla 3 arkadaş birlikte girdiğimiz fantastik dünya'nın ilk serüveninin (belki ilk) girişini yazdık. Bakın belki'ler felan dahil oldu işe, o kadar plansız, programsız, anarşist ilerliyoruz.

Destur bismillah.


Ozan Alanguva’nın Hikâyesi: Duyuruluş

Duydum onu, bildirildim. Doğduğum günden beri yetiştirildiğim yerde, beni ben yapan, beni ozan yapan, üzerimden karanlığı alan, aklımı açmamı sağlayan, sözlere ve müziğe, söylenişe ve ritme, vurgu ve heceye, hıza ve renge hükmetmeyi öğrendiğim yerde, bunca ömrümde gördüğüm en kutsal yerde, kanın dünyanın yaratıldığı günden beri dökülmediği topraklarda, yalanın hiçbir zaman yaklaşamadığı, şeytanın adını anmaktan korktuğu bu mabette bildirildim… O mabet ki lal girenin ozan çıktığı, ama girenin şahin olduğu, sakatın uçabildiği, ifrite tutulanın camanbay olduğu topraktır. O mabet ki iblisin yavrusuna tembihlediği, her bir ifritin kâbuslarında gördüğü ceza mekânıdır. O mabet ki her dinden hacı kabul eden, gelenin selama eriştiği yerdir. O mabet ki meleklerin bizlere ilim öğrettiği yerdir, o yer ki göz perdesinin aklı kandıramadığı yerdir… Bundan sorgulamadan inandım duyduğuma, bildirildiğime. Bundan aldım çiğnedim üstatlarımın sözünü, bundan alamadım övgülü uğurlamalarımı, bundan arkamdan su değil de gözyaşı döküldü. Kimse beklemiyor artık beni orada, kimse hatırlamayacak ben öldükten sonra beni orada, belki kimse almayacak benden sonra çıplak yetimleri dergâha.
Hiç darılmam kimseye, hiç hesap sormam ne burada ne öte tarafta kimseye,

Hiç yüzüm yok ki görünsem kimseye, hiç hareket edemem bir daha baksam oradan kimseye.

Bu yüzden hiç anlatmadım nereden geldiğimi, ne olduğumu,

Nereye gittiğimi, neden bu halde olduğumu.

Unutmak erdemsiz ama aklın tesellisi,

Unutmuş gibi yapmak onun göz boyayan sahtesi,

Hatırlamak gazapların en katmerlisi.
İsteyen için unutulmak kolay olduğundan, unutuldum ben de çok kısa sürede. Her şeyi ama her şeyi duyduğumun tembihine göre yaptım. Her adımımda o sözleri yorumladım. Dağlar aştım, kötülüğün en içinden geçtim, yeni zanaatlar öğrendim. Yeni zanaatlar bana manastırda öğretilenlerden güçlüydü. Bu haccımda zanaatımı ve öğretilerimi bükmeyi öğrendim. Kötü iyiyle bir olabilirmiş, hatta birbirlerinden ayrılması için sadece hayal görmek gerekirmiş… 
Benim manastırda her gün korunduğum öğretileri öğretti o yüce ses bana. Gözümü açtığım günden beri sesi yönlendiririm, bilmem ki kaç sesle seslenirim kulağa. Marangoz ağaca şekil verir, kilci yaş toprağa, çizer renklere… Ozan sese şekil verir, bense sesle şekillendiririm. Marangozdan iyi yaparım en ince işlemeyi ağaçta, sipsimi üfleyerek. Toprağa su koklatmadan yaparım testileri, nefes şakıyarak. Yazdığım şiirler, şarkılar bestelenmeden resme döker ağaç kökleri ve daha birçok renk elementini. Hepsini manastırda öğrendim, her gün telkin edildim lakin. Her gün rüyalandırılıp öğretildim maddeyi insanları etkilemek için yormamayı. Her gün ve her gece hatırlatıldım en ulvi amacımın sesin, rengin, toprağın, ağacın ve her diğer özdeğin düşünücüsü için yapmam gerektiğini yaptıklarımın. Hala yönelirim beni ve bütün özdeği var edene. Hala yöneltirim sesimi, rengimi, toprağımı ona. Bu sefer bir af dilenmeyle yorarım kendimi dahi. Özdeğin düşünüp, var edenine yalvarırım her gün uduzlarım için, uduzlarım ki beni böylesine güzel yetiştirdiler. Şüpheden uzak olsunlar…


Devam Edecek...
 Great Saiyaman

12 Şubat 2013 Salı

Edgar Allan Poe -madem bu blogu açtık, bu adamdan bahsedeceğiz-



sadece yazdıklarının gazete ve dergilerde yayınlanmasıyla geçinirmiş. bu yönüyle abd'de bir ilktir. telif hakkı muhabbetlerinin henüz adam akıllı şekillenmediği dönemlerde yazmış, bir çok kez yazıp yayınladığı eserleri başka insanlarca tekrar yazılıp tekrar yayınlanmıştır.

dönemin amerikalı yazarlarını okumak yerine kendisinden yıllarca önce yaşamış avrupalı, çoğunlukla ingiliz yazarların eserlerini okumayı tercih edermiş. birçok görüş efendi görünüm ve tavırlarını ve kıvrak ve ağdalı, taşı gediğine oturtan üslubunu okuduğu ingiliz yazarlardan aldığını dile getirir.

yazarlığa şiirle başlamış, çok erken yaşlarında al aaraf gibi eserler yazmış. o dönem yazdığı şiirler melankoli, yalnızlık, depresyon gibi arabesk temalar ve ilahi-ruhani varlıklara yönelik çeşitli duygular(kimi zaman üzüntü, kimi zaman şefkat, kimi zaman kıskançlık, bazı zamansa merak) üzerinedir.

bu kısa periyottan sonra hem okuyucunun ilgisini daha çok çektiği, hem de kafasını daha güzel yansıtabildiği için düz yazıya dönmüş. yazdığı hikayeler kimi zaman seri, kimi zaman tek parça şeklinde yayınlanmış. dönemindeki bir çok rakibiyle yazdıkları hakkında kapışmış, bu kapışmaları üslup ve yaklaşımlarınında değişim yapmıştır. düz yazı yazdığı dönemde ağırlıklı olarak hikaye yazmasına rağmen eleştiri, makale gibi türlerde de yazmıştır(ve biraz şiir). görüyoruz ki zihninin kıvrımlarının sadece hayal dünyası ve bunla beraber büyüyen sanatla değil bir hayalci için en sıkıntılı türleri yazabilecek bilgi ve kabiliyetle de doluymuş. alkol ve kumar problemleri yüzünden çokça eleştirilmiş, yaftalanmış ve karalanmıştır.

kimisine göre hikaye yazmaktan sıkıldığında, kimisine göreyse anlatacak hikayesi kalmadığında şiire geri dönmüştür. bu son döneminde ise hikaye neredeyse yokken yazdığı şiirlerin bir kısmını yayınlamamış, kadınlara okumuştur. matinelere çıkıp konuştuğu, şiir okuduğu anlatılıyor. hayatının ikinci şiir döneminde şiirlerinin bir çoğu aşk ve övgü üzerinedir.

dünyada hala macabre, romantizm, fantastik edebiyat, gotik edebiyat hatta bilim kurgu ve polisiye türlerinde akla gelen ilk isimlerden. ölüm sebebinin absinth olduğu falan söyleniyor, uydurma olduğu çok açık. şöyle ki poe ölümüne yakın bunalım ve yoksulluk çekmiştir, kimisi ortalıkta meczup bir şekilde dolaştığından bahseder bu süreçte. yoksulluğunun öncesinde ve yoksulluğu sırasında çeşitli ağır hastalıklar geçirmiştir ki bünyasi sağlam bir insan bile bunları yaşadıktan sonra soğuk bir rüzgarda bile krize girebiliyor. kış ortalarında bir parkta yarı baygın bir halde bulunmuş olması son günlerini bilinçsiz ve deli bir şekilde geçirdiğini gösteriyor. reynolds ismini sayıkladığı anlatılır son gününde, reynolds kim bilmem ama ne yazık ki poe'nun ölümü üzerine yapılan araştırma raporları bulunamamış, sadece dönemin gazete haberleri ve halkın fısıltıları göz önüne alınıyor. haliyle insanlar bire bin kattıkları için kimisi poe'nun zehir içerek intihar etmeye çalıştığını ama son hatasının yetersiz doz olduğunu anlatıyor. kimisi işte absinth veya alkol komasına girdiğini anlatıyor. kimisi rakiplerince öldürüldüğünü söylüyor...

etkilediği isimler arasında howard phillips lovecraft ve jules verne gibi ustalar da var.

madem bu adamdan bahsettik, şunu da izleyeceğiz:  



by great saiyaman